bir sehir, bir nefes
14
Temmuz



 
bir şehir varmış
metropolden hâllice
kanalizasyonlarında londra yağmurları
pek barok neo üslup kaldırımlar
üstünde
beyaz yaka fetişisti kadınlar
yaşarmış
bilmem kaç yüz katlı rezidanslar
çok anglosakson
pek protestan tipler
bir de ben varmışım
"azizim"
demişim
"buralar bize dar gelmekte"

evet
21inci yüzyıl
milenyum da derlerdi eskiden
fatihin istanbulu fethettiği yaşta
bir bok yiyemeyen jenerasyondanmışım ben de
ben
ta kendim
hiç memnun değilmişim
kendimle tanıştığıma


kirâmen kâtibîn erken emekli
zaten omuz soldan çökük yaşarım
nâr'a kombinem var
içkim kumarım da yok
haşâ
bu kadar büyükken Perverdigâr
umudum nâmevcut
ol sebepten yanmışım

ben narkissos misâli
bir dere kıyısında
aksime bakarmışım
haşa ne güzelliği,
tekebbür mü?
esamesi yok!
eşkalimi unutmuşum
ondan imiş nazarım
silüetimin pasağındanmış
derenin iğrenci


hiçbir şeye
değil de
senin de
beni tam olarak anlattığım
gibi
bırakıp gitmene
yanarmışım
uzaydan görünen
tek insan yapısı
bende yaktığın ateşmiş
kezâ
hiç ihtimal vermezmişim
ki
gül dikeninden ayrılsın
diken miken lâkin
seven âdemmişim ben
hiç haketmezmişim
kâne boyanmayı
iç odalar kafesinde

bir şehir varmış
sen varmışsın
ben varmışım
intihar yokmuş hiç
kapının karşısındaki sandalyeye
oturup
gözünü dikmeler
küçük harflerle çarşamba türküsü tutturup
ağlamalar da yokmuş
hâtıralar hep güzel
acılar ehemmiyetsizmiş

âdemin kaderiymiş bu
Tanrı'yla başbaşa otururken
havva gelmiş
sonra dolmuş putlar kâbeye
şimdiyse bu işler arap saçıymış
ibrahim olam diyen
ateş-i nemruda düşmüş
artık
ne gül
ne güvercin varmış

bir nefes
istemişim ulu Tanrımdan
bir nefes ki
çeksem cigerim içre
ba'deza bir lâhza daha
acım olmasınmış
"fesabrun cemîl" bende mevcut iken
imtihânsız sıratsız yürüyeyimmiş
yüreğimin gûşeleri cennet olub
her hurinin yüzü sen olsunmuş
sen daha fazla bekletmezmişsin beni
gelir kollarını açarmışsın

bir nefes ki
yarısı senin
yarısı benim
imiş
seni beni bir edip
aşka
Hakk'a
elele
kavuştururmuş
bizi



00:35 14.07.2008 | K.C.C | İstanbul

 






yorum dehseti
22
Haziran



 
günlerdir yeni yorum eklenmemesinden kıllanarak kendi kendime yorum yazmaya karar verdim, mekanizma çalışıyor mu deyü, lâkin gördüğüm manzara karşısında dehşete kapılmamak imkansızdı, yorumunuz eklendi demesine rağmen, yönetim panelinde yorum gözükmüyor. demek ki nice gençler gönül bağlarının dışavurumunu, bu hadimü'l-istanblogî-el hakîr-el fakîr'in yorum kısmına yazdı ama ulaştıramadı. tüh.

vay istanblog, çakala yatıyorsun ha. demek artık bu tasarımı değiştirme zamanı geldi. bekleyin.

 






kutikula
22
Haziran



 
ben henüz çocuk yaşlardaydım ki cocacola'nın 330ml. kutu kolalarında açma halkasının altında "Bedava 330 ml." yazdığı bir kampanya vardı. o zaman açma halkaları çoğunuzun hatırlayacağı gibi çektiğinizde elinizde kalacak şekildeydi, yani kolayı açmak için o halkayı söküyordunuz. bedava kola da malum bu halkanın altında yazıyordu.

 kutikula eh biz de ufakken nereden aklımıza geldi de keşefettiysek, şekil 1 de gözüktüğü şekilde, kola kutusunun üst kısmını kaldırım taşına sürtüp aşındırarak kutudan ayırdığımızda ayrılan kısmın altında, açma halkasının olmadığı kısımda şekil 2'de de göreceğiniz üzere 4-5 adet Bedava 330 Ml. yazdığını keşfetmiştik. cocacola'nın işi tembelliğe getirip "ne olsa bakmazlar" deyü üretim safhasında yaptığı affedilmez bir hataydı bu.




ama durur mu anadolu çocuğu? şekilde göreceğiniz gibi  kutikula işaretlediğimiz yerlerden güzelce makasla kesip, boş çıkmış bir açma halkasının tutma kısmıyla onu usturuplu bir biçimde birleştirdikten sonra hoop naştingen Ahmet bakkal'a. haram bilecek yaşta değildik de, zaten giren çıkan da amerikaya olmuştur, darülharbtan yırtarız.

gecenin 03:45'i aklıma geldi birden, niyeyse.
"bu türkler olmazı oldururlar evladım" demiş bir guru.

 






serdar ortaç - sana degmez
8
Temmuz



 
 serdar ortaç - sana degmez
ulan serdar ortaç, nefret ettiğim Türk pop musikisinin baş mümessillerinden olmana rağmen hastayım arkadaş şarkılarına. iyi bak aferin, iyi olmuş. bu parça bilhassa, on numara. yalnız şu metin şentürk sesli arkadaş kim acep? adamla 3 saat oturup muhabbete dalsan yemin olsun kanser olursun, öyle mi içli olur ses arkadaş?

Serdar Ortaç - Sana Değmez

Sen beni ömründe bir an sevseydin
Benden sana dert olmaz bunu bil
Nasıl güllerin pembe dilleri varsa
Senin gülden bedenin var bunu bil
Verdiğin en mükemmel aşk ızdırabım
Boş yere etme şikayet tutar ahım
Bir kere insan yerine koy aşkımı
Sevdim anlatamadım

Sana değmez
Bu sitemler sana değmez
Kalbime bir hançer sapla vur gitsin
Beni aldattın bunu bile bile kahrettin
Sana kızmıyorum
Sana son sözüm
Unut gitsin

Serdar Ortaç - Sana Değmez | MP3 | 5,41 MB | Müzik Dosyası


 






iç oda muhasebesi
17
Haziran



 
kasım 2004'te istanblog'u kurduğumda henüz üniversiteye girmiş cavur tabiriyle "freshman" bizde "çöm" deyü ayıtılan heyecanlı bir vatandaştım, şimdi haziran itibariyle üniversite bitmiş bulunuyor. bundan sonra ivedilikle hayata tam mesai saldırmaya devam edeceğiz Tanrı'nın ulu yardımıyla.

neyse bayadır kayıpsın aslanım ne yapan? diyen sevgili arkadaşlara bir geçmiş zaman muhasebesi yapalım.

efendim öncelikle üniversiteye yeni başlamış yahut henüz son sınıfa gelmemiş, "son sınıfa geçince evlenirim, tam mesai çalışırım, zaten okul rahat bırakır" triplerine giren arkadaşlarıma sesleniyorum, o iş eftamindakofti. çün ki saygıdeğer hocalarınızın, ayağına basılıp bora patlatan bruce manner'dan hulk'a metamorfoz misali tebeddüle uğradığını görünce pek tabii ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. neyse hulâsa işin Türkî tercemesi hocaların ipneliği yüzünden işi bıraktık, cüzdanı dragona bağladık. ama yılmak yok, okul finito.

geçen sene henüz pek azınızın görebildiği ama yaklaşık 10.000 insana izletme şansı bulduğumuz Bosna Belgeselimiz bize iki yerde ödül iki yerde de gösterim kazandırdı. sevindik, pek tabii ki maksat azami insana ulaşıp haberdar etmekti. dahası da olacak inşallah.,

bununla beraber balkan turumuza devam edip 5 hafta kadar evvel kosova'ya giderek bağımsızlık hakkında bir belgesel çektik. Belgeselimizin adı "Yaşasın Bağımsızlık! Ama Ne Pahasına?". montajı bitti ancak daha iyi bir malzeme çıkarmak için biraz daha arşive ihtiyacım var. araştırma sürecindeyiz şu anda. bu sefer, bosna belgeseline göre çok daha profesyonel oldu şansımız açık olursa belki de televizyonlarla bile anlaşabiliriz. detayları ileride vereceğim.

uzunca bir yazı yazıyordum yarım kaldı, ama yayımlayacağım, "ne gülüyorsun anlattığım senin hikayen" isimli nurtopu gibi de bir kısa film çektik bu arada, filmi de yayınlamak istiyorum en kısa zamanda. yeri gelmişken onu da ifade edelim.

genel olarak böyle işte durumlar, daha çok mevzu var anlatılacak, hatta bir dokunsanız peekçe anlatırım, uzun uzun, ve hatta size mevzuyu anlatır, sonra hiç es vermeden konunun en şerbetli anında kapıdan çıkıp koşarak artvin kalesinin en üst burcuna tırmanıp hiç bir kurallı cümle veya kelime üretmeden ciğerim tabakalanmamış kösele kıvamına gelesiye kadar bağırır bağırır bağırırım, sonra da o ciğerle son sigaramı içer, akabinde müsait bir yerde emrihak...

 






dilek
28
Nisan



 
yazmayacaktım ama yazayım,
o kadar kırgınım ki, kitaplarınızdan öğrendiğim fikirlerden iğreniyorum,
kınama değil bu, düpedüz mide bulantısıdır çektiğim, az önce gazeteyi açtım, hiç de sevmiyorum gündem takip etmeyi, ehil bildiğimiz bir vatandaş sizlerce de malumdur ki kendini bilmem ama temsil ettiği kimliğin asla kaldıramayacağı bir vaziyette, iki polis iki kolda, kızarmaya fırsat bulamamış bir yüz ve acı böğrümün ortasına saplanan.

ben bir dilek tutayım, ucundan, onun için yaşayayım, öleyim, tek adımım olmasın dileğimsiz,
bir tek,
onu bilek, onu dileyek, uğrunda ölek.

sen utandırma yarabbi.

 






özgür Kosova!
17
Şubat



 
 özgür Kosova!
Teba-i Âli Osman'ın yetim kalan evladiyyesinden Kosova, eza ve cefa dolu yılların ardından bugün (17 Şubat 2007 Pazar) saat 16:00'da bağımsızlığını ilân ediyor. Türkiye'nin bağımsız Kosova'yı ilk tanıyacak ülkelerden olması bir hayli sevindirici. Öte yandan sırpların tavrı netlik kazanmasa da yeni bir savaş ihtimali zayıf görünüyor.

Haydi bakalım ecdad torunları, memleketiniz hayırlı olsun!

 






tashih-i lisân
9
Şubat



 
Baş Oda (  tashih-i lisân ) : Eski evlerde misafir kabulüne mahsus büyük odaya verilen addı. Bu oda evin en güzel odası olduğu gibi aynı zamanda en süslüsü idi.

Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü / M. Zeki Pakalın / İstanbul 1947 / I.Cilt / II.Fasikül / sy.169


 tashih-i lisân Osmanlı'nın son döneminde başlayan ve Cumhuriyet döneminde de uzun bir süre etkisi yitirmeyen Fransız etkisinin toplumsal yaşama kattığı "Apartman" kültürünün tabî zuhuratı olarak millî ev kültürümüzden ve buna ait terminolojiden de vazgeçmiş, unutmuş bulunuyoruz. Yıllardır aklımın köşesini bir yerini kemirirdi, "Salon" kelimesinin "Eğreti" duruşu. Geçen sahaflardan aldığım hoş bir sözlüğü karıştırırken pek yalın lâkin tam da boşluğu layıkiyle dolduracak, hattâ tamam edecek "Baş Oda" kelimesini gördüm. Ne kadar "Biz" kokuyor, hem de erkil, cıvıklıktan pek de ırak. Eminim hâlihazırda Anadolu'nun muhtelif yerlerinde de hâla kullanılıyordur. Eh o zaman haydi buradan başlasak ya biz de artık misafirimize "Salon'a buyrun" değil de "Baş Oda'ya buyrunuz" demeye. Biz sözcükleri sözlükte tutarak, bu kutlu mirası bize asla faydası dokunmayacak bir kafese hapsediyoruz.

 






1. sayfadasınız.
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42

~ yazılar | ~ feedburner | ~ technorati
istanblog.com adresinde yayımlanan tüm yazıların telif hakları aksi belirtilmediği surette site sahibine aittir.
fikir ve sanat eserleri kanunu'nun 15.maddesi uyarınca siteden yapılacak her türlü alıntıda kaynak gösterilmelidir.
2007 (c) istanblog.com